Cuma, Ağustos 05, 2005

Balon

Hoşuma giden bir başka hikayeciği daha paylaşmak istiyorum.

Balona binmeyi çok isteyen bir kişi nihayet böyle bir fırsat bulur. Am a şanssızlık o ki bir fırtına çıkar ve balonu sürükler.

Bütün gece mücadele ettikten sonra sabah güneş çıkar ve fırtına durur.
Adam yükseklerde, göz alabildiğince uzanan bir ovanın üzerindedir.
Aşağıda sadece ince bir yol ve yürüyen tek kişi vardır.
Adam heyecanla seslenir:

– Hey arkadaş, bakar mısın?

– Aa n’apıyorsun orada?

– Sen benim n’aptığımı bırak, bana söyle ben neredeyim?

– Balondasın.

– Balon nerede?

– Havada.

– Yani coğrafi olarak neredeyim?

– Yani enlem ve boylam olarak mı söyleyeyim?

– Yok, canım onu n’apim?

– Peki, ne bilmek istiyorsun?

– Yaa, ne bileyim; mesela ben şimdi nereye gidiyorum?

– Ha onu rüzgâr bilir.

– Yok, öyle değil, yani acaba beni buradan kim indirir?

– Balonun sepetinden kendin de inebilirsin.

– Yaa kardeşim sen ne anlamaz adamsın, ben kayboldum, yere inmek ve evime gitmek istiyorum.

– Ha öyle söylesene, herkes dünden beri seni arıyor. Ben şimdi telefon eder onları çağırırım, inmene yardımcı olurlar.

Kıssadan Hisse: Kısır sorular zaman kaybettirir. Sormak istediğimiz şeyi uzatmadan ve özet bir şekilde sorarsak, hedefe daha kolay varırız.

Kaynak: ÖMer Eğitimleri

Hiç yorum yok: