Kıssadan Hisseler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kıssadan Hisseler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Şubat 13, 2026

Oduncunun aklına gelmeyen

 


Oduncular, Neşet Günal, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi


Bir zamanlar, çok güçlü bir oduncu bir kereste tüccarından iş istemiş ve işe alınmış.

İşin hem ödeme hem de çalışma koşulları çok iyiymiş. Bu nedenle, oduncu elinden geleni yapmaya karar vermiş.

Patronu ona bir balta vermiş ve çalışacağı bölgeyi göstermiş.
Oduncu da büyük bir gayretle ilk gün tam 18 ağaç keserek getirmiş.

“Tebrikler,” demiş patron, “Çalışmana böyle devam et”
Patronun bu söylediklerinden daha da motive olan oduncu ertesi gün çok daha gayretle çalışmış. Ancak, sadece 15 ağaç kesip getirebilmiş. Bu durumdan biraz mahcup olmuş.

Üçüncü günü bunu telafi edeyim diye gayret etmiş. Ama sadece 10 ağaç kesip getirebilmiş.

Her geçen gün kesip getirdiği ağaç sayısı giderek daha da azalmaya başlamış.
“Gücümde ve kuvvetimde azalma oluyor”, diye düşünmüş oduncu. Ve patronuna giderek özür dilemiş. Çok çalıştığını ama kestiği ağaç sayısının giderek azaldığını söylemiş. Bunun nedenini de tam olarak çözemediğini ifade etmiş.

Patronu, “En son baltanı ne zaman biledin?” diye sormuş.

“Bilemek mi?” diye cevap vermiş oduncu. “Odun kesmekle o kadar çok meşguldüm ki, baltayı bilemek hiç aklıma gelmedi.”

Hayatta her zaman aynı işi yapmakla meşgul olmak veya sadece çok çalışmak başarı için yeterli değildir. Bu zaman içinde arada bir durup, kendinizi geliştirmek ve daha verimli olmak için ne yapmanız gerektiğini de öğrenmek gerekir. Yani arada bir durup, kendi kişisel baltanızı da bilemelisiniz.

Perşembe, Ocak 12, 2006

Ayakkabı fikri nasıl doğmuş?

Antik bir Hint masalı vardır, çok eski ama çok büyük bir öneme sahip bir öyküdür.

Çok büyük ama aptal bir kral sert zeminin ayağını acıttığını söyleyip tüm krallığın sığır derisiyle kaplanmasını emretmiş. Ancak sarayın soytarısı bilge bir adammış ve bu fikre kahkahalarla gülmüş.
Demiş ki: "Kralın fikri en basitinden komik."
Kral ise buna çok kızmış ve soytarıya demiş ki: "Bana daha iyi bir seçenek göster, yoksa öldürüleceksin!"

Soytarı, "Efendim küçük bir sığır derisi parçasını kesip ayağınızı kaplayın" demiş ve ayakkabılar bu şekilde doğmuş.

Bütün dünyayı sığır derisiyle kaplamaya gerek yok. Sadece ayağını kaplamak, tüm dünyayı kaplar. Hint felsefesine göre bilgeliğin başlangıcı budur. Herkesi değiştirmeye çalışmak yerine kendimizi değiştirmeye ve geliştirmeye çalışmak daha doğru olsa gerek. Sizce de öyle değil mi?

Sevgili Ekrem Ülkü'ye teşekkürlerimle...

Cuma, Ağustos 05, 2005

Balon

Hoşuma giden bir başka hikayeciği daha paylaşmak istiyorum. Balona binmeyi çok isteyen bir kişi nihayet böyle bir fırsat bulur. Am a şanssızlık o ki bir fırtına çıkar ve balonu sürükler. Bütün gece mücadele ettikten sonra sabah güneş çıkar ve fırtına durur. Adam yükseklerde, göz alabildiğince uzanan bir ovanın üzerindedir. Aşağıda sadece ince bir yol ve yürüyen tek kişi vardır. Adam heyecanla seslenir: – Hey arkadaş, bakar mısın? – Aa n’apıyorsun orada? – Sen benim n’aptığımı bırak, bana söyle ben neredeyim? – Balondasın. – Balon nerede? – Havada. – Yani coğrafi olarak neredeyim? – Yani enlem ve boylam olarak mı söyleyeyim? – Yok, canım onu n’apim? – Peki, ne bilmek istiyorsun? – Yaa, ne bileyim; mesela ben şimdi nereye gidiyorum? – Ha onu rüzgâr bilir. – Yok, öyle değil, yani acaba beni buradan kim indirir? – Balonun sepetinden kendin de inebilirsin. – Yaa kardeşim sen ne anlamaz adamsın, ben kayboldum, yere inmek ve evime gitmek istiyorum. – Ha öyle söylesene, herkes dünden beri seni arıyor. Ben şimdi telefon eder onları çağırırım, inmene yardımcı olurlar. 

Kıssadan Hisse: Kısır sorular zaman kaybettirir. Sormak istediğimiz şeyi uzatmadan ve özet bir şekilde sorarsak, hedefe daha kolay varırız. 

Kaynak: ÖMer Eğitimleri

Çarşamba, Ağustos 03, 2005

Domuz

Çok hoşuma giden bir hikayeciği sizlerle paylaşmak istiyorum... Adamın biri çok iyi araba kullanırmış ve fırsat buldukça spor arabasına atlar, şehir dışındaki dönemeçli yolda sürat yaparmış. Yine bir gün böyle araba kullanırken uzaktan bir araba geldiğini görmüş. Araba yaklaştıkça kendi şeridine girmiş ve tam üzerine gelmeye başlamış. Tam çarpışacakken, karşıdan gelen araçtan başını çıkaran bir kadın adama “domuz” diye bağırmış. Adam da derhal korna çalıp “inek” diye cevap vermiş, fakat çok sinirlenmiş. Kadın hem suçlu, hem de güçlü imiş. Şerit değiştirip üzerine gelen ve domuz diye bağıran oymuş. Her neyse, cevabını yapıştırdığı için mutlu bir şekilde bir dönemece girmiş ve girmesiyle birlikte bir domuza çarpış. Meğer kadının niyeti hakaret etmek değil, biraz önce kendi önüne çıkan ve zor kurtulduğu domuzu diğer sürücüye haber vermekmiş. 

Kıssadan Hisse: Her şey göründüğü gibi olmayabilir. Görünenin ardından yatan önemlidir, görüntü değil. Bir konuda bir yargıya varmadan önce tüm seçenekleri değerlendirdiğimizden emin olmalıyız. Ne diyor bir düşünür: “Yargılamayınız ki, yargılanmayasınız!” 

Kaynak: ÖMer Eğitimleri

Pazartesi, Temmuz 11, 2005

Doğru Sorular Sormak

Bana bu hikayeyi anlatan Sevgili Orhan Tuncay'a teşekkürlerimle...

Bir öğretmen öğrencisine bir ders vermek için şöyle bir soru yöneltmiş: “Bir bacadan iki kişi düşmüş: biri pis, biri temiz. Hangisi yıkanmaya gider?”

Öğrenci “tabi ki pis olan yıkanmaya gider", diye yanıtlamış.

Öğretmen “bilemedin” demiş. “Pis olan temiz olanı görür ve kendisinin de temiz olduğunu sandığından yıkanmaya gitmez. Temiz olan pis olanı görür ve kendisinin de pis olduğunu sandığından yıkanmaya gider.”

Öğrenci şaşırmış ve “bunu neden düşünemedim?” demiş.

Öğretmen “bir kere daha soruyorum” demiş. “Bir bacadan iki kişi düşmüş: biri pis, biri temiz. Hangisi yıkanmaya gider?”

Öğrenci “Pis olan temiz olanı görür ve kendisinin de temiz olduğunu sandığından yıkanmaya gitmez. Temiz olan pis olanı görür ve kendisinin de pis olduğunu sandığından yıkanmaya gider.” diye yanıtlamış bu sefer.

Öğretmen “yine bilemedin” demiş. Öğrenci şaşırmış ve “nasıl olur?” diye sormuş.

Öğretmen “Temiz olan odada bulunan aynaya bakar ve temiz olduğunu anlar, o yıkanmaz fakat pis olan aynaya bakar ve pis olduğunu anlar; o gider yıkanır” demiş.

Öğrenci itiraz etmiş ve “Bana odada ayna olduğunu söylememiştiniz ki!” demiş.

Öğretmen “bütün olasılıkları göz önünde bulundurmak gerek” diye yanıtlamış onu ve öğrenci bu yanıtı kabul etmek zorunda kalmış.

Öğretmen “son kez soruyorum” demiş. “Bir bacadan iki kişi düşmüş: biri pis, biri temiz. Hangisi yıkanmaya gider?”

Öğrenci, artık tüm olasılıkları bildiğinden emin bir şekilde: “Eğer odada ayna bulunmuyorsa, pis olan temiz olanı görür ve kendisinin de temiz olduğunu sandığından yıkanmaya gitmez. Temiz olan pis olanı görür ve kendisinin de pis olduğunu sandığından yıkanmaya gider. Eğer odada bir ayna bulunuyorsa, temiz olan odada bulunan aynaya bakar ve temiz olduğunu anlar ve yıkanmaz, fakat pis olan aynaya bakar ve pis olduğunu anlar; o gider yıkanır” demiş.

Öğretmen “yine bilemedin” diyerek son dersini vermiş öğrencisine. “Eğer bir bacadan iki kişi düşerse, nasıl biri pis olur da diğeri temiz kalır? İkisi de pislenir. Önemli olan doğru soruları sorabilmektir. Yanlış sorulara verilen yanıtlar ne kadar doğru gözükseler de yanlıştır.”

Pazartesi, Haziran 06, 2005

Fiyat ve Değer Arasındaki Fark

Bir gün Avrupa'nın ünlü sanat merkezi kentlerinden birinde gezen çocuğun biri bir vitrinde çok hoş bir tablo görür. Tablonun bedeli oldukça pahalıdır. Çocuk bu tabloyu bir sonraki sene abisinin doğum gününe almayı ister ve bir iş bulup kıt kanaat geçinerek biriktirdiği tüm para ile mağazaya gider.

Şanslıdır, tablo hala satılmamıştır. İçeri girer, tabloyu bir süre yakından izledikten sonra resmi yapan sanatçıyı bulur ve "Ağabeyimin doğum günü için bu resmi satın almak istiyorum, tüm param da bu kadar" der.

Ressam bir süre düşündükten sonra resmi paketler ve çocuğa satar. Çocuk paketini alır ve teşekkür ederek çıkar. Mağazada adamın arkadaşları da vardır ve şaşkın şaşkın sorarlar: "Sen ne yaptın, o resmin değeri milyonlar ederdi. Neden bu kadar cüzi bir rakama sattın?" Adam cevap verir: “Evet, ben bu resme milyonlarını verecek bir sürü insan bulabilirdim, ancak tüm servetini bu resme verecek kaç kişi bulabilirdim?"

Günün Sözü:
Günümüzde insanlar her şeyin fiyatını biliyor, fakat hiçbir şeyin değerini bilmiyorlar.
Oscar WILDE

Sevgili Dostum Mert Önder'e bu güzel hikayeyi gönderidiği için teşekkür ediyorum...

Perşembe, Haziran 02, 2005

Tepkisizlik

Çağımızda tepkisizlik insanlığın en büyük dertlerinden biri. Çevremizde hoşumuza giden veya gitmeyen bir çok şey oluyor ve biz bunlar karşısında çoğunlukla olumlu veya olumsuz herhangi bir bildirimde bulunmuyoruz.

Neden?
  • Fikrimizin değerinin olmadığını mı düşünüyoruz?
  • Yoksa “ne değiştirebiliriz ki?” mi diyoruz?
  • “Beğendiğimi söylesem ne olacak ki?” diye mi yazmıyoruz iki satır yazıyı?

Sizce insanı tepkisiz kılan nedir?

Gücümüzün farkında değiliz. Bir olay karşısında olumlu veya olumsuz tepkimizi ortaya koymamız belki de çok şeyi değiştirebilecekken, köşemizde izleyici olmayı seçiyoruz.
Peki, olumlu ya da olumsuz düşüncelerimizi birbirimizle nezaketle paylaşmak daha güzel değil mi? Bir şeyi daha iyiye yöneltmek için o şey hakkındaki neleri niçin beğendiğimizi ya da beğenmediğimizi söylemek, yazmak aslında o kadar önemli ve değerli ki…
Ünlü virtüöz piyanonun başına oturmuş ve salonu hınca hınç dolduran seyircilerin önünde, konserine başlamıştı. ancak tuşlara basıp çalıyor görünmesine rağmen, telleri inceden sıkılmış olan piyanodan hiçbir ses çıkmıyordu!

Dinleyiciler, birbirine göz ucuyla bakarak ne yapmaları gerektiğini araştırıyorlar, fakat nedense tepki gösteremiyorlardı. İki saat suren sessiz konserden sonra ünlü virtüöz oturduğu yerden kalkarak büyük bir ciddiyetle onları selamladı.

Salon sürekli alkış sesleriyle çınlıyordu. İngiltere'de yaşanan bu olaydan sonra piyanist, kendisiyle röportaj yapan televizyon spikerine: -"insanlardaki tepkisizliğin nereye kadar varacağını öğrenmek istedim" .... diyordu... "Meğer sınırı yokmuş..


Cuma, Ekim 15, 2004

Taş Çorbası

Bir zamanlar Orta Avrupa’da büyük bir kıtlık varmış. İnsanlar ellerinde yiyecek namına ne varsa dostlarından ve komşularından bile kaçırırcasına saklıyormuş. İşte bu kıtlık zamanında, bir gün bir seyyar satıcı arabasıyla bir kasabaya gelmiş, birkaç parça mal satmış ve o geceyi orada geçirip geçiremeyeceğini sağa sola sormaya başlamış. Sordukları: “Bu kasabada bir lokma bile yiyecek yok. Sen en iyisi yolculuğuna devam et.” demişler. O da: “Benim ihtiyacım olan her şey yanımda”, demiş ve “Ben aslında taş çorbası yapmayı düşünüyordum”, diye eklemiş. Ardından, arabasından demir bir kazan çıkarmış, suyla doldurmuş ve altını yakmış. Sonra kadife bir keseden büyük bir merasimle çıkardığı sıradan görünümlü bir taşı suyun içine bırakmış.
Bu arada yemeğin lafını duyanların bir kısmı meydanda toplanmış, bir kısmı da evlerinin pencerelerinden seyretmeye başlamış.

Seyyar satıcı ekmeğini suya banıp, ağzına götürdüğünde kalabalığın şüphesi azalmış, fakat açlıkları artmış. Satıcı yüzünü buruşturarak kendi kendine “Ah, keşke bu çorbanın tadı daha güzel olsaydı! Kabaklı taş çorbasına bayılırdım. Bu çorbayı içmek biraz zor”, demiş.

Kısa süre sonra bir kasabalı yaklaşmış ve saklamış olduğu yerden çıkarttığı birkaç kabağı kesip kazana atmış. “Harika”, demiş satıcı, “Biliyor musunuz? Bir keresinde kabak ve etle mükemmel bir taş çorbası yapmıştım. İnanın krallara layıktı.”

Kasabanın kasabı bir parça et getirmiş ve sonra kazana diğer kasabalıların da getirdiği patatesler, soğanlar, havuçlar, mantarlar ve envai çeşit sebze eklenmiş, ta ki herkesin içmekten müthiş zevk alacağı bir çorba olana kadar. Meydanda toplananlar harikulade çorbayı içtikten ve bitirdikten sonra taşlar için seyyar satıcıya yüksek miktarda para teklif etmişler, fakat satıcı nazikçe reddetmiş ve o geceyi orada geçirdikten sonra ertesi gün yoluna devam etmiş.

Kasabalılar, o günden sonra, hatta kıtlığın bitmesinden çok sonraları dahi, içmiş oldukları o en güzel çorbayı hep hatırlamış ve birbirlerine anlatmışlar.

Evet, bir topluluktaki herkes bilgisini ve yeteneğini arkadaşlarından, çevresindekilerden saklamaz, paylaşır ve emeğini ortaya koyarsa, meydana gelen eser mükemmel olur ve hakkında yıllarca konuşulur. Bütün bunları yapmak içinse sihirli bir taş yeterlidir.