Bilişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Ağustos 29, 2008

Bağlantıyı Kesmeyelim!


Eski bir dostla karşılaştığımızda ya da yeni biriyle tanışıp da tekrar görüşmeyi arzu ettiğimizde, “Bağlantıyı kesmeyelim” veya “Bağlantıda olalım” diyerek ayrılırız. Evet, bağlantıda olalım, ama nasıl? Bu, arada bir telefonlaşalım anlamına mı gelmektedir, yoksa birbirimizi ziyaret edelim mi? Belki de sadece, “Neler yaptığından haberdar olmak isterim”, demek istemişizdir; kim bilir? Tabi ki, yine biz biliriz!

Gittikçe büyüyen kalabalık içinde yalnızlaşan insanoğlu, artan bağlantılarını yönetmekte de zorluk çekiyor. Elbette hiçbir yöntem yüz yüze görüşmenin yerini tutmuyor; buna telefon da dahil, hattâ görüntülü bile olsa... İnsan sıcaklığının yerini alabilecek bir şey henüz keşfedilmedi. Bununla beraber, Internet teknolojilerinin sunduğu imkânlar işleri biraz kolaylaştırıyor gibi...
Web 2.0’ın etkileşimli dünyasında sosyal ağlar, bağlantıları yönetmek bağlamında bomba etkisi yarattı. Gençler arasında daha popüler olan Facebook, My Space ve Orkut (Orkut Büyükkökten tarafından Google için geliştirilen ve çoğu Latin Amerika’da olmak üzere 50 milyona yakın kullanıcısı olan bir platform) gibi siteler, bağlantıları geliştirmenin yanında eğlenceye ve paylaşıma yönelik çeşitli olanaklar sunsalar da, iş dünyası için çok da uygun değiller. İş dünyasının ciddiyetine ve gereksinimlerine yanıt veren, kravat takmış profesyonel ağ platformları ise gün geçtikçe yaygınlaşıyor.

Bu platformların çalışanlara sunduğu faydaların başında aradığınız kişileri bulmak ve arandığınızda bulunmak geliyor. Bağlantılarınızın iş değiştirmelerini, terfilerini ve o anda ne gibi bir projeyle uğraştığını yine bu platformlardan izleyebiliyor, böylece bilgilerin güncelliğini kaybetmiyorsunuz. Gruplara dahil olarak ya da yeni gruplar kurarak, ortak geçmişe veya benzer ilgi alanlarına sahip üyelerle bir araya gelebiliyorsunuz. Fikir alışverişinde bulunmak için tartışma konuları açabiliyor ya da var olan tartışmalara katılabiliyorsunuz. Sorularınızı ister genele ister belli bir gruba sorup, o alandaki pek çok uzman kişiden yanıt alabiliyorsunuz.
Eski okul ve iş arkadaşlarını bulmanın dışında, satıcılar ve pazarlamacılar bu platformları potansiyel müşterileri yakalamak için kullanırken, iş geliştirmeciler yeni iş ortaklarını arıyorlar. Elbette, insan kaynakları uzmanları da profesyonel ağların nimetlerinden yararlanmaya başladılar.

Her platformun kendine özgü bir kimyası olsa da, üye profillerine bakınca hepsinde tepe ve orta kademe yöneticilere, uzmanlara, işe yeni girenlere, hatta üniversitedeyken bu işin ciddiyetini kavrayan öğrencilere rastlıyorsunuz. Obama, Clinton ve McCain seçim yarışlarını bu araçlarla da desteklerken, Bill Gates profesyonel ağları nabız yoklamak için kullanıyor. Türkiye’de de konuya ilgi duyan popüler isimlerden Ali Güven, Tayfun Beyazıt, Attila Vitai, Cüneyt Türktan, Hanzade Doğan ve Faruk Eczacıbaşı’nı örnek verebiliriz.


Dünyada bu alanın lideri 25 milyonu aşkın üyeyle Linkedin. Üyelerin çoğunun ABD’den olduğunu söylemeye gerek yok, ama İngiltere ve Hindistan’ın 1 milyon üyeyi aştığını belirtmeliyim. Platformun Türkiye ağı ise 117,000 kişi civarında. Linkedin’in en önemli özelliklerinden biri de gruplar. Yine, dünya üzerindeki Türk bilişimcileri birleştiren Turk IT ise 1,850 kişiyi aşan üye sayısı ile Türkiye’nin hem profesyonel anlamda, hem genelde en büyük LinkedIn topluluğu. Ayrıca, İstanbul Erkek Lisesi Mezunları grubu en büyük lise mezunları grubunu ve 1700'den fazla üyesi olan Boğaziçi Universitesi Mezunları grubu da en fazla üyesi olan üniversite mezun grubunu oluşturuyor. Üye profillerini kullanarak şirketlerin profilini de çıkarmaya başlayan Linkedin şimdilik İngilizce, Almanca, Fransızca ve İspanyolca hizmet veriyor.

Bir başka benzer platform XING ise Almanya merkezli ve Avrupa’da yaygın. Türkiye’de de 300.000 üyeli cember.net’i 4.3 milyon Avro’ya satın alarak büyüyen XING’in üye sayısı 5 milyonu geçiyor. XING’in en önemli avantajlarından biri Türkçe bir arayüze sahip olması.

XING üzerinde İstanbul Erkek Liseliler için bir grubun moderatörlüğünü yaptığımı da bilmenizi isterim.

Pronected da oyuna Temmuz 2008’de katılan Türk şirketlerinden biri. Kurucusu Hakan Kadir Erdemir ile yaptığım sohbet sırasında hedeflerinin büyük olduğunu ve Avrupa’ya yayılmak istediklerini öğrendim.

Biraz farklı bir amaçla yola çıkmış olsa da Plaxo’dan da bahsetmek gerek. Başlangıçta Microsoft Outlook veya Yahoo Mail ve Gmail gibi web tabanlı e-posta uygulamalarındaki adres defterlerinin aktarıldığı ve güncelliğinin korunduğu bu platform da artık bağlantıların paylaşılması ve grup özellikleriyle diğer profesyonel ağ sitelerine benzemeye başladı. Bu platformda da İEL Mezunları Grubumuz var.

Türkiye’de bilinen ve kullanılan bu platformlar dışında dünyada yaygın olarak kullanılan iş amaçlı Spoke ve Naymz’ı da saymak gerekli. Bir de istediğiniz konuda, istediğiniz özellikleri kendiniz yaratarak sosyal ağınızı kurmanızı ve geliştirmenizi sağlayan Ning gibi yeni nesil platformlar var.

Yaptıkları yeniliklerle birbirlerine benzemeye başlayan bu platformlarından en azında birinde, mümkünse birkaç tanesinde profilinizin olması artık çağın gereği. Yeni tanışan kişiler birbirlerine e-profillerini vermeye başladılar bile.

Bunları okuduktan sonra hâlâ profesyonel ağları kullanmak bana ne katacak ki diye düşünmeye devam mı ediyorsunuz? Belki biri sizi aramakla meşgul ama bulamıyor; belki arkadaşlarınızdan biri, çoktandır peşinde olduğunuz bir müşteriyi tanıyor da haberiniz yok ya da toplantıya katıldığınız kişinin profilini önceden görmüş olsanız, aynı liseden mezun olduğunuzu fark edecektiniz...
Yoksa sizin hâlâ bir e-profiliniz yok mu?

Çarşamba, Temmuz 23, 2008

Bilişimci Türkler LinkedIn'deki "Turk IT" Grubunda Buluşuyor!

Bilişimci Türkler aralarındaki ilişkileri güçlendirmek için LinkedIn altındaki "Turk IT" grubunda buluşuyor. Evet, dünyanın her yerindeki bilişimci Türkler birbirleriyle tanışıyor, birbirlerinin bağlantılarından ve deneyimlerinden yararlanıyor.

Grup üyeleri, bilişim sektöründe çalışanlardan ve diğer sektörlerdeki şirketlerin bilişim bölümlerinde görev yapanlardan oluşuyor.

Grubun üye sayısı şu anda 650 kişiye yaklaşıyor. Temmuz 2008 sonu itibariyle 750 kişiye ulaşmasını bekliyorum.

Siz de bir bilişim profesyoneli olarak grubumuza katılmak isterseniz, aşağıdaki bağlantıyı kullanarak başvuruda bulunabilirsiniz:

Salı, Ocak 24, 2006

Kitap / Google Hikayesi


Geçtiğimiz günlerde Google Hikayesi adlı kitabı okudum. Ağ tarayıcımda ana sayfam olan ve her gün onlarca kez başvurduğum bu sitenin hayatıma bu kadar girmişliği ortadayken, kitabın piyasaya çıktığını görüp almamak olmazdı. Hem işte, hem de özel yaşantımda sayısız faydasını gördüğüm şu Google nasıl kurulmuş, ne gibi evrelerden geçmiş, hangi zorlukları aşmış öğrenmek istiyordum.

Öncelikle kitap hakkındaki genel bilgileri vereyim:

Yazarı, Washington Post'un Pulitzer ödüllü muhabirlerinden David A. Vise.
Meşhur "Saldırı Planı" kitabına yaptığı araştırmalarla katkıda bulunan Mark Malseed, bu kitapta da katkıda bulunmuş.
Google Hikayesi Koridor Yayınları'ndan çıktı.
Ederi 16 YTL, ama Internet üzerinden almak isterseniz daha ucuza geliyor, tabi belli bir değerin üzerinde sipariş verirseniz kargo ücretini kitapevinin ödediği durumlarda. :-)
408 sayfa çok hızlı okunabiliyor... Bunda metnin edebi bir metin olmaması etken. Çevirmenin (Gökçe Köse) pek de başarılı olduğu söylenemez, ama "bu ne rezalet dedirtecek" kadar da başarısız değil. Ne de olsa daha 1983 doğumlu ve ileride daha iyi çeviriler yapacağından eminim.

Gelelim kitabın içeriğine:

Kurucuları Larry Page ve Sergey Brin'in Stanford Üniversitesi'nde bilgisayar bilimleri üzerine doktora yaparlarken kullandıkları odada arama motorlarını yetersiz bulmalarıyla 1998 yılında başlıyor Google Hikayesi. Sonra ne mi oluyor? Şu kısacık zamanda, Microsoft'un ve Yahoo'nun korkulu rüyası dev bir şirket haline dönüşüyor. Wallstreet'de en şaşalı halka arzı yaşayan şirket de Google.

Google'ın adının nereden geldiğini merak edenler için bu sözcüğün doğru yazılışı olan "Googol" 1 rakamının ardına 100 tane sıfır koyduğunuzda elde edeceğiniz sayı demek; yani 10 üzeri 100! Google'cı Çocuklar istemeden yanlış yazmışlar kurdukları sitenin adını ve öylece kalmış.

1974 doğumlu Larry ve Sergey'in zekalarına ve doğru bildikleri yolda gitme azimlerine şapka çıkartmak gerekiyor. "ŞEYTANLIK YAPMA!" felsefesini güderek kurmuş oldukları sistem, 100,000'den fazla PC'yi bir ağ yapısı içinde kullanarak günde milyarlarca aramaya yanıt veriyor, hem de bunu çok iyi yapıyor. Çünkü Larry Page'in bulmuş ve ismini de vermiş olduğu Page Rank metodu, başka sayfalarda daha çok referans verilmiş sayfaları diğerlerinden öne çıkararak, aranan bilgiye daha kolay ulaşılmasını sağlıyor. Eğer web sitenizi Google'da üst sıralara çıkartmak istiyorsanız, çok tıklanan web sitelerinin sizin web sitenize yeterince bağlantı vermeleri gerekiyor. Detaylı bilgi için Google Teknoloji sayfasına bakabilirsiniz.

Bu arada Google'ın yegane gelirinin arama sayfalarının sol kenarında çıkan reklamlar olduğunu ve reklam verenlerin tıklama başına Google para ödediklerini de eklemek gerekiyor. Aradığımız sözcükler ise AdWords adı verilen sistemle web siteleri ile eşleştiriliyor. Reklam verenler anahtar sözcükler için sözcük borsasında değer belirliyorlar. Listeye girmeye hak kazananların da en çok tıklananı en üste çıkıyor.

Gelecekte belli başlı üniversite kütüphanelerindeki milyonlarca kitabı sayısallaştırıp üzerlerinde arama yapmamızı sağlayacak ve insanların genetik kodlarını googlamalarına olanak tanıyacak bu ikilinin dikkatle izlenmesi gerekiyor.

Son olarak, GLAT sorularını yanıtlayarak, matematik, bilgisayarlar ve Google kültürü hakkında bildiklerinizi sınayabileceğinizi de söylemek istiyorum.

Cumartesi, Ağustos 13, 2005

MP3 Çalarlar, Flash Diskler (Bellekler)

Gün geçtikçe yaygınlaşan ve çoluk çocuk herkesin kulağında gördüğümüz MP3 çalarları inceliyoruz bu ay. En popüler müzik dosyası formatlarından biri olan MP3, bilgisayar ortamında müzik parçalarının paylaşımına olanak vermesi açısından son yıllarda herkes tarafından tanındı ve sevildi. Daha önceleri sadece bilgisayardan dinlenebilen MP3 dosyaları, artık müzik setlerin tarafından da destekleniyor. Peki, bir yere giderken müzik dinlemek istiyorsak, bilgisayarımızı ya da müzik setimizi de yanımızda mı taşıyacağız?

İşte bu durumda devreye ufacık cihazlar olan MP3 çalarlar (MP3 player da deniyor :-) devreye giriyor. Birçok firma tarafından üretilen bu cihazların birbirinden ayrılan pek fazla özellikleri yok. Kapasite, yani içine kaç müzik parçası koyabileceğiniz fiyatı belirleyen en temel etken. 128 MB, 256 MB, 512 MB veya 1024 MB (yani 1 GB) olanları var. MP3 formatındaki bir parçanın ortalama 3–4 MB olduğunu düşünürseniz, 128 MB’lık bir MP3 çaların içine 30–40 şarkı sığdırabilirsiniz. 1 GB kapasiteli olanaysa 250–300 tane parçayı kaydedebilirsiniz. Radyo dinleme, radyodan kayıt yapma ve ses kaydetme gibi ikincil özellikler de seçeceğiniz cihazı belirlemenizde yardımcı olabilir. Eğer bu konuda hatırı sayılır miktarda harcama yapabilecekseniz Apple’ın iPod’larını düşünebilirsiniz. 60 GB’a kadar çıkabilen bu cihazlara artık kaç tane şarkı doldurabilirsiniz, bu kadar şarkıyı yanınızda niye taşırsınız, orasını siz hesaplar ve düşünürsünüz.

Tabi bu MP3 çalarları sadece dosya kaydetmek için de kullanabilirsiniz. Evinizden işinize, işinizden evinize çalışacağınız dosyalarınızı illaki e-posta ile atıp, sonra da indirmek için uğraşmanıza gerek kalmaz.
Eğer niyetiniz sadece dosya taşımaksa, o zaman sadece bu amaca hizmet eden, öyle MP3 çalar, radyo, ses kaydı gibi alengirli özelliklere sahip olmayan basit flash diskler de kullanabilirsiniz. Boyutça daha ufak olan bu cihazların fiyatları da MP3 çalarlara oranla oldukça hesaplı.
Her iki tip cihazın da PC’ye bağlantı şekilleri üzerine de bir şeyler söylemek gerek. USB bağlantısını kullanan tüm cihazlar için iki tip standart mevcut: USB 1.1 ve ona nazaran daha hızlı olan USB 2.0. USB 2.0 doğal olarak daha hızlı veri aktarıyor, ama bu standardı desteklemeyen bilgisayarlar için USB 1.1 hızında da çalışıyor. Yani bilgisayarınız biraz eski bir modelse ve sadece USB 1.1 standardını destekliyorsa dert etmenize gerek yok.

Son olarak, markalı ürünlerin tercih edilmesinin satın alınan malın kalitesi açısından faydalı olabileceğini de hatırlatalım. Müzik dinleyeceklere iyi eğlenceler, eve iş götüreceklere de iyi çalışmalar diliyorum. :-)

Cumartesi, Temmuz 24, 2004

Internet'te Görgü Kuralları


Internet iş yaşamımızın ayrılmaz bir parçası. Her gün web sitelerini ziyaret ediyor ve bir çok elektronik posta alıp, gönderiyoruz. Peki, iletişim kurduğumuz kişiyle yüz yüze olduğumuzda gösterdiğimiz özeni Internet üzerinden haberleşirken de gösteriyor muyuz? Internet üzerinden haberleşirken de uyulması gereken bir takım görgü kuralları (Adab-ı Internet) olduğunu biliyor muydunuz?
Evet, Internet üzerinden iletişimlerde de uyulması gereken görgü kuralları var ve bu kurallar Internet'in icadından beri yürürlükte. Bu kurallara İngilizce'de Nettiquette deniyor. İşle ilgili ve özel yazışmalarda hepimizi ilgilendiren bu kuralları aşağıda sizin için bir araya getirdim.
  • Kendinizi bir başkası gibi tanıtıp, o kişinin posta kutusundan gönderiliyormuş gibi elektronik posta göndermeyin. Unutmayın ki bu sahteciliğe girer. Yüz yüze yeni tanıştığınız birinin size kendini bir başkası olarak tanıtarak kandırması ne kadar çirkinse, bu fiil de o kadar çirkin ve kabul edilmezdir.
  • Gönderdiğiniz iletinin Konu (Subject) kısmını sakın boş bırakmayın. Unutmayın ki iletiyi gönderdiğiniz kişinin ilk karşılaşacağı şey iletinin konusu olacaktır. Postanın konusunun içeriğiyle örtüşen, gönderdiğiniz kişinin daha sonra göndermiş olduğunuz postayı diğer onca posta arasından bulabilmesini sağlayacak derecede açık olması büyük önem taşımaktadır. Konusu olmayan bir posta profesyonellikten de uzak olacaktır. Bazı zamanlar bir kişi ile yazışırken cevap verdiğimizde, içerik farklı bir görüş belirtiliyorsa, konuyu da ilgili olacak şekilde değiştirmek gerekmektedir.
  • İleti mutlaka gönderilen kişiye bir hitap ile başlamalıdır:
    • Eğer yazdığımız kişiyi şahsen tanımıyorsak ya da yazımız çok resmi bir yazıysa:
      örneğin Sayın İsmail EMRE , Sn. Esin SEZER diye hitap etmek ve kişinin adı ve soyadından sonra bir virgül koymak, sonra da bir satır boşluk bırakmak gerekir.
    • Eğer gönderdiğimiz kişi ile ilişkileriniz çok resmi değilse ya da iletinin içeriği resmi değilse, o zaman İsmail Bey , Esin Hanım diye hitap etmek daha uygundur. Örneğin ilişkilerimizin samimi olduğu birisine başkalarına iletmeyeceğinden emin olduğunuz bir iletide İsmail Bey diye hitap ederken, İsmail Bey'in başkalarına resmi olarak iletebileceği (forward) bir iletide Sn. İsmail EMRE diye hitap etmek daha doğru olur.
  • Resmi yazıların sonunda; ast kademelere yazılanlar için rica ederim; üst kademelere yazılanlar için arz ederim; aynı seviyedeki makamlara yazılanlar için arz ederim kelimeleri kullanılır. Aynı yazının ast ve üst makamlara yazılması durumunda arz ve rica ederim ifadesi kullanılır. Buna rağmen yazı çok resmi değilse arz ederim ve rica ederim kalıpları yerine daha yumuşak ifadeler de kullanılabilir. Böyle durumlarda şahsen “……. yapabilirseniz memnun olurum” ya da “…… yapabilirseniz (çok) sevinirim” ifadeleri tercih edilebilir.
  • İleti mutlaka bir kapanış ifadesi ile bitmelidir. Resmi yazılarda kapanış için en uygun ifade “ Saygılarımla ” ifadesidir. Eğer kişi adı öne çıkarılmayacak, şirket adı öne çıkarılacaksa o zaman Saygılarımızla demek ve altına isim yazmadan, şirketin adını yazmak gerekir. Daha az resmi olan yazışmalar “ İyi çalışmalar ” diye de bitirilebilir. Eğer bir şeye teşekkür ediliyorsa, karşı taraf sizin için bir şeyler yapmışsa, “ Teşekkürler ” diye de bitirilebilir. Dostane yazılan bir yazının kapanışı için “Saygı ve sevgilerimle” ifadesi ise en güzel ifadelerden biridir.
  • Birinin mesajını başka birisine iletiyorsanız hiçbir sözcüğünü değiştirmeyin. Eğer size özel gelmiş bir iletiyi birilerine gönderiyorsanız, size gönderenin iznini almaya çalışın. Metnin bir kısmını silip, bir kısmını da gönderebilirsiniz, fakat bu yola gidildiğinde yapılan kısaltma işlemini belirtmek gerekir. Karşılıklı yazışmalar sonucu ortaya çıkmış bir iletiyi başka birisine gönderirken gereksiz eski yazışmaları silmeyi de unutmayın.
  • Yazılan metinde iml â hatalarını önlemek için son kontrolü yapıp, ekli dosyaları (attachments) yeniden gözden geçirip göndermek, olası yanlışları düzeltecek ve yine kendimizle ilgili yanlış mesaj vermeyi engelleyecektir. Eğer e-posta editörü olarak Word'ü kullanırsanız, Word sizi bir çok imlâ yanlışından kurtaracaktır, ama bu da kesin çözüm değildir. Son olarak gözle kontrol her zaman gerekmektedir.
  • Sık sık yapılan bir hata olarak, elektronik postalarda BÜYÜK HARFLER KULLANMAK, BAĞIRMAK VEYA SALDIRGANLIK olarak algılanacağından, küçük harfler kullanmaya özen gösterilmelidir.
  • Kimseye zincir mektuplar göndermeyin. Bu mektubu şu kadar kişiye gönderirseniz şansınız şöyle açılır, filancaya şu kadar yardım yapılır gibi yalanlara inanıp da hem iletim hatlarını boş yere meşgul etmeyin, hem de arkadaşlarınızın zamanını çalmayın.
  • Gönderdiğiniz mesajlarda kimseyi incitmemeye özen gösterin ve kimseye hakaret etmemeye çalışın. Ola ki size böyle bir mesaj gelir de moraliniz bozulursa, hakarete hakaret ile cevap vermeyin. Bu savaşın daha da kızışması anlamına gelir ki, öfke ile kalkan her zaman zararla oturmuştur; aksi vaki değildir.
  • Bir iletiyi yanıtlamadan önce o kişiden gelen tüm iletilere bakmakta fayda vardır. Sizden bir konuda yardım isteyen biri, bir sonraki iletisinde problemini çözdüğünü de yazmış olabilir. Ayrıca, yanıt verdiğiniz iletinin size doğrudan yazılmış olmasına özen göstermek gerekir. Eğer ileti size Bilgi (CC) olarak gönderilmişse, asıl yanıtlaması gereken Kime (To) kısmındaki kişidir.
  • Size gelen iletide Bilgi (CC) kısmında başka alıcılar da varsa, yanıtınızı verirken Tümünü Yanıtla (Reply All) seçeneğini kullanmanız gerekir. İletiyi gönderenin beklentisi sadece kendisini yanıtlamanız değil, iletiyi Bilgi amaçlı gönderdiği kişilerin de sizin yanıtınızdan haberdar olmasıdır.
  • İletinizin sonunda kurumsal imzanızın olmasına özen gösterin. Özellikle müşterilere attığınız iletilerde kurumsal imzanızın standartlara uygun olarak en sonda yer almasına dikkat edin. İletiyi gönderdiğiniz kişi, sizden gelen iletiyi bir başkasına gönderirken üst tarafta yer alan adınızı ve e-mail adresinizi silebilir ve size geri dönüşte zorluklar yaşanabilir.
  • İletiyi kime gönderdiğinize dikkat edin. Bir kişiye gönderiyorsunuz sanırken bir gruba da gönderiyor olabilirsiniz.
  • Eğer iletişim iki kişilik bir konuşmaya dönüşmüşse Bilgi (CC) olarak başkalarına göndermeye devam etmeyin.
  • Belli kategorilerde mesajlar gönderiyorsanız, gönderdiğiniz iletinin kategorisini Konu kısmında [] işaretleri içinde yazabilirsiniz. Örneğin Konu: [Haber] Emlak fiayatları düşüyor.
  • İletinin uzunluğu 100 satırı geçiyorsa uzun kabul edilir ve konu kısmında (Uzun) diye bir uyarı yapmak yerinde olur. Böylece alıcılar zamanları olduğunda okuyabileceklerini anlarlar.
  • İletinin önem derecesini de belirtmekte fayda vardır. Bunun için gönderilen iletinin önem derecesi yüksekse "önemi yüksek" simgesine, eğer düşükse "önemi düşük" simgesine tıklanarak işaretlenir. Böylece alıcı ilk planda iletinin önem derecesini anlamış olur.
  • Samimi iletilerde yan bakıldığında gülen insan yüzü “ :-) ” veya üzgün insan yüzü “ :-( “ gibi sembolleri duygularınızı anlatmak için kullanabilirsiniz, fakat bu sembollerin kaba bir ifadeyi incelteceğini de düşünmeyin.
  • Kısa ve öz yazın, gereksiz ayrıntılardan kaçının, ama sadece özlü sözlerle konuşuyor gibi de olmayın. Bir iletiye yanıt verirken gerektiği ve anlaşılmasına yetecek kadar orijinal materyali (yazı, resim, ekli dosya) tutun. Tüm eski mesajları tutarak karşı tarafa yanıt vermek hiç de iyi bir davranış değildir. Konu dışı tüm mesajları silip yazışmaya öyle devam etmek gerekir.
  • Satır uzunluğunuzu 65 karakterden daha az tutun ve satır sonlarını ENTER ile bitirin.
  • Gelen bir haber ya da yardım talebi iletisini başkalarına göndermeden önce kontrol etmeye çalışın. Doğruluğunu kontrol edebilecekken etmeden göndereceğiniz iletilerle kimsenin zamanını çalmayın. Göndereceğiniz bu tip iletiler, sizin kontrolsüz ve özensiz olduğunuzu gösterir.
  • Birkaç parçada göndereceğiniz iletilerin konu kısmının sonuna 1/3, 2/3, 3/3 yazarak gönderin ki bir bütünün parçaları olduğu rahatlıkla anlaşılsın.
  • Eğer size gelen bir iletinin önemli olduğunu düşünüyorsanız, daha sonra uzun bir yanıt yazacak olsanız dahi, iletiyi alır almaz göndericiye aldığınıza dair kısa bir yanıt gönderin.
  • Gönderdiğiniz iletilerin bedeli hem gönderen, hem de gönderilen ya da onların bağlı bulundukları kurumlar tarafından ödenmektedir. Bu sadece gönderenin bedel ödediği normal posta (ki Internet kullanıcıları yavaşlığından ötürü buna salyangoz posta “snail mail” adını verirler), telefon ya da radyodan farklıdır. Birine bir ileti göndermek, Internet servis sağlayıcısına bağlanma ücretinin yanında; işlemcinin, bant genişliğinin ve sabit diskin kullanımı konusunda da maliyet oluşturur.
  • Gönderdiğiniz iletinin boyutunu mutlaka kontrol edin. Servis sağlayıcıların ya da kurumların kendi içlerinde ve dışarıya gönderilen iletilerdeki ekli dosyalar konusunda boyut sınırlamaları vardır. Bu limitlere uyulması gerekir, aksi halde ileti gönderilenin eline geçmeden sunucudan geri döner. Tabi sınırlar içinde kalınsa da sürekli büyük boyutlu ekli dosyalar da atılmamalıdır.
  • Son olarak, birileri tarafından talep edilmemiş, çok yer kaplayan ve uzun iletileri göndermeyin.