Pazartesi, Mart 16, 2026

 Arife Olmadan Bayram Olmaz!

“Arife olmadan bayram olmaz” sözünü belki ilk benden duyuyorsunuz. Belki de önceden duydunuz ve “Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir” gibi basmakalıp bir atasözü deyip geçtiniz.


Bu atasözü, her güzel işin, kutlamanın veya sonucun bir hazırlık, bekleme ve arınma süreci gerektirdiğini vurgular. Hayatta büyük bir mutluluğa veya başarıya ulaşmadan önce, o sürece emek vermek gerektiği anlamını da taşır.


Şimdi bu atasözünün simgesel anlamına biraz daha derin bakalım…


Arife sözcüğü arif sözcüğü ile aynı kökten, bir şeyi deneyimleyerek öğrenmek, tanımak ve vakıf olmak anlamına gelen “arafa” fiilinden geliyor. Arife; bilme, tanıma demek. Kurban Bayramından önceki gün olan “Arafat” da hacıların birbiriyle veya Allah’ın rahmetiyle buluşup, tanıştıkları gündür. “Arif” ise bilen, tanıyan, bilge, manevi (iç) dünyanın bilgisine sahip kişi demek. Manevi dünyanın bilgisi olan “irfan” da aynı kökten geliyor. İrfan sahibine de arif deniyor. İç dünyanın bilgisi gibi bir de herkesin aşina olduğu dış dünyanın bilgisi var ki o da ilimdir; ilim sahibi kişi de tahmin ettiğiniz gibi âlimdir.


“Bayram olmak” ise insanın çok istediği bir şeye kavuşması veya beklediği müjdeli bir haberi alması durumunda neşe ile dolması demek değil mi?
Bu bilgiler ışığında “Arife olmadan bayram olmaz” sözüne şimdi biraz farklı bir yorum getirirsek: Arif olmadan, yani irfan sahibi olmadan, manevi dünyanın bilgisine ermeden neşeye kavuşulamaz. Tabii bu arada ilim de es geçilmemelidir. Sufiler bunu “İlmine irfan arayan gelsin” sözü ile özetlerler. İnsan hem iç dünyanın hem de dış dünyanın bilgisine sahip olmadıkça tam olamaz.


Hace Bayram-ı Veli’nin bir deyişinde de dediği gibi


               Bayram’ım imdi, Bayram’ım imdi
               Bayram edersin Yâr ile şimdi


Ben de size önce güzel bir arife, ardından da iyi bayramlar diliyorum.