Arife Olmadan Bayram Olmaz!
“Arife olmadan bayram olmaz” sözünü belki ilk benden duyuyorsunuz. Belki de önceden duydunuz ve “Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir” gibi basmakalıp bir atasözü deyip geçtiniz.
Bu atasözü, her güzel işin, kutlamanın veya sonucun bir
hazırlık, bekleme ve arınma süreci gerektirdiğini vurgular. Hayatta büyük bir
mutluluğa veya başarıya ulaşmadan önce, o sürece emek vermek gerektiği anlamını
da taşır.
Şimdi bu atasözünün simgesel anlamına biraz daha derin
bakalım…
Arife sözcüğü arif sözcüğü ile aynı kökten, bir şeyi
deneyimleyerek öğrenmek, tanımak ve vakıf olmak anlamına gelen “arafa”
fiilinden geliyor. Arife; bilme, tanıma demek. Kurban Bayramından önceki gün
olan “Arafat” da hacıların birbiriyle veya Allah’ın rahmetiyle buluşup,
tanıştıkları gündür. “Arif” ise bilen, tanıyan, bilge, manevi (iç) dünyanın bilgisine
sahip kişi demek. Manevi dünyanın bilgisi olan “irfan” da aynı kökten geliyor.
İrfan sahibine de arif deniyor. İç dünyanın bilgisi gibi bir de herkesin aşina
olduğu dış dünyanın bilgisi var ki o da ilimdir; ilim sahibi kişi de tahmin
ettiğiniz gibi âlimdir.
“Bayram olmak” ise insanın çok istediği bir şeye kavuşması
veya beklediği müjdeli bir haberi alması durumunda neşe ile dolması demek değil
mi?
Bu bilgiler ışığında “Arife olmadan bayram olmaz” sözüne şimdi
biraz farklı bir yorum getirirsek: Arif olmadan, yani irfan sahibi olmadan,
manevi dünyanın bilgisine ermeden neşeye kavuşulamaz. Tabii bu arada ilim de es
geçilmemelidir. Sufiler bunu “İlmine irfan arayan gelsin” sözü ile özetlerler. İnsan
hem iç dünyanın hem de dış dünyanın bilgisine sahip olmadıkça tam olamaz.
Hace Bayram-ı Veli’nin bir deyişinde de dediği gibi
Bayram’ım
imdi, Bayram’ım imdi
Bayram edersin Yâr ile
şimdi
Ben de size önce güzel bir arife, ardından da iyi bayramlar
diliyorum.