Salı, Mart 17, 2026

Arife Olmadan Bayram Olmaz!

“Arife olmadan bayram olmaz” sözünü belki ilk benden duyuyorsunuz. Belki de önceden duydunuz ve “Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir” gibi basmakalıp bir atasözü deyip geçtiniz.

Bu atasözü, her güzel işin, kutlamanın veya sonucun bir hazırlık, bekleme ve arınma süreci gerektirdiğini vurgular. Hayatta büyük bir mutluluğa veya başarıya ulaşmadan önce, o sürece emek vermek gerektiği anlamını da taşır.

Şimdi bu atasözünün simgesel anlamına biraz daha derin bakalım…

Arife sözcüğü arif sözcüğü ile aynı kökten, bir şeyi deneyimleyerek öğrenmek, tanımak ve vakıf olmak anlamına gelen “arafa” fiilinden geliyor. Arife; bilme, tanıma demek. Kurban Bayramından önceki gün olan “Arafat” da hacıların birbiriyle veya Allah’ın rahmetiyle buluşup, tanıştıkları gündür. “Arif” ise bilen, tanıyan, bilge, manevi (iç) dünyanın bilgisine sahip kişi demek. Manevi dünyanın bilgisi olan “irfan” da aynı kökten geliyor. İrfan sahibine de arif deniyor. İç dünyanın bilgisi gibi bir de herkesin aşina olduğu dış dünyanın bilgisi var ki o da ilimdir; ilim sahibi kişi de tahmin ettiğiniz gibi âlimdir.

“Bayram olmak” ise insanın çok istediği bir şeye kavuşması veya beklediği müjdeli bir haberi alması durumunda neşe ile dolması demek değil mi?
Bu bilgiler ışığında “Arife olmadan bayram olmaz” sözüne şimdi biraz farklı bir yorum getirirsek: Arif olmadan, yani irfan sahibi olmadan, manevi dünyanın bilgisine ermeden neşeye kavuşulamaz. Tabii bu arada ilim de es geçilmemelidir. Sufiler bunu “İlmine irfan arayan gelsin” sözü ile özetlerler. İnsan hem iç dünyanın hem de dış dünyanın bilgisine sahip olmadıkça tam olamaz.

Hace Bayram-ı Veli’nin bir deyişinde de dediği gibi

               Bayram’ım imdi, Bayram’ım imdi
               Bayram edersin Yâr ile şimdi

Ben de size önce güzel bir arife, ardından da iyi bayramlar diliyorum.

Cuma, Şubat 13, 2026

Oduncunun aklına gelmeyen

 


Oduncular, Neşet Günal, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi


Bir zamanlar, çok güçlü bir oduncu bir kereste tüccarından iş istemiş ve işe alınmış.

İşin hem ödeme hem de çalışma koşulları çok iyiymiş. Bu nedenle, oduncu elinden geleni yapmaya karar vermiş.

Patronu ona bir balta vermiş ve çalışacağı bölgeyi göstermiş.
Oduncu da büyük bir gayretle ilk gün tam 18 ağaç keserek getirmiş.

“Tebrikler,” demiş patron, “Çalışmana böyle devam et”
Patronun bu söylediklerinden daha da motive olan oduncu ertesi gün çok daha gayretle çalışmış. Ancak, sadece 15 ağaç kesip getirebilmiş. Bu durumdan biraz mahcup olmuş.

Üçüncü günü bunu telafi edeyim diye gayret etmiş. Ama sadece 10 ağaç kesip getirebilmiş.

Her geçen gün kesip getirdiği ağaç sayısı giderek daha da azalmaya başlamış.
“Gücümde ve kuvvetimde azalma oluyor”, diye düşünmüş oduncu. Ve patronuna giderek özür dilemiş. Çok çalıştığını ama kestiği ağaç sayısının giderek azaldığını söylemiş. Bunun nedenini de tam olarak çözemediğini ifade etmiş.

Patronu, “En son baltanı ne zaman biledin?” diye sormuş.

“Bilemek mi?” diye cevap vermiş oduncu. “Odun kesmekle o kadar çok meşguldüm ki, baltayı bilemek hiç aklıma gelmedi.”

Hayatta her zaman aynı işi yapmakla meşgul olmak veya sadece çok çalışmak başarı için yeterli değildir. Bu zaman içinde arada bir durup, kendinizi geliştirmek ve daha verimli olmak için ne yapmanız gerektiğini de öğrenmek gerekir. Yani arada bir durup, kendi kişisel baltanızı da bilemelisiniz.